06.11.2020

Çocuğum Liseli Oldu

Değerli anne ve babalar; bir hayatın içerisinde acı, hüzün, hayal kırıklığı ve başarısızlık yok ise bu yinelenerek değişmeyecek bir hayatın habercisi demektir. Elbette bütün bu olumsuzlukların ardından insanlar hayatlarında kendilerini ve çevresindekileri mutlu edecek başarıları elde edebilir. Fakat çocuğunuzda en büyük farkı yaratacağınız durum ileride özyeterlilik duygusunu anlayabilmiş ve hayatında oluşan bütün durumları bu olguya göre karşılayabilen çocuklar yetiştirmek olmalıdır. Anne babalar yeterlilik kavramının hayali tecrübe, geçmiş deneyim, psikolojik canlandırma ve ikna kavramları olduğunu bilerek yetiştirmeli çocuklarını.

Okul Başlıyor

Çocuklarınız artık lise öğrencisi, neredeyse hayatlarının en hareketli ve maalesef acımasız olduğu dönemindeler. Bu ve benzeri durumları bilmeden, anlamadan çocuklarınızı kendine yetebilen bir insan olarak bilinçli yetiştirmek pek mümkün değil. Buluğ çağında bulunan bir çocuğa uygulanan yöntem ile kendini gerçekleştirmeye adamış bir insana uygulanan yöntem aynı olamaz.Her insan hayatı yaşadığı döneme göre değerlendirilmeli ve anlaşılmalıdır.Toplumda ve yeni eğitim sisteminde çocuklarımız başarı ve sonrasında getirdiği dağları deviren mutluluk ile kandırılmış durumda.Sınavlarda başarılı olunursa başkalarının önüne geçileceği izlenimi yaratılmakta sadece akademik başarının ve zekanın insan hayatında başarı,mutluluk,doyum vb. durumlar getirebileceğine inandırılmakta…

 

 

Yeni eğitim-öğretim sistemiyle birlikte bütün sınıf düzeylerinde olduğu gibi ilkokul ve ortaokul düzeylerinde de başarı ve getirecekleriyle çocuklarımız ağılanıyorlar. Aslında mutluluğun hayatta ki karşılığının başarı olmadığını gösteren ‘’724 insan,75 yıl & Tek Bir Soru’’ başlığı altında Harvard Üniversitesinin yapmış olduğu araştırmadan kısaca bahsetmek istiyorum.

 

 

1938 yılında, 268 adet fiziksel ve zihinsel olarak gayet sağlıklı Harvard Üniversitesi lisans öğrencisi erkek denek seçilir ve dünyanın en uzun deneyi başlar. Harvard’lı araştırmacılar bu deneyin adını “The Grant Study” koyarlar. 1940-45 yılları arası bu deneye paralel giden “The Gluek Study” adlı bir deney için de toplam 456 denek daha çalışmaya dahil edilir. İkinci gruptaki 456 denek, Harvard’lı akranlarına göre daha şanssız,Boston’ın genellikle gelir seviyesi düşük mahallelerinden seçilmiş erkeklerden oluşmaktadır.

 

 

Denekler psikolojik, antropolojik ve fiziksel özellikler gibi birçok alanda düzenli olarak test ve gözlem altında tutulurlar. Düzenli IQ testlerden aile ilişkileri hakkında detaylı sorulara kadar, 724 erkek denek hayatları boyunca gönüllü birer denek olarak yaşamaya devam ederler. Harvard’lı bilim adamları 75 yıl boyunca tek bir sorunun cevabını almak için bu deneyi yaparlar. Bu soru “Mutluluğun Formülü Nedir?” sorusudur. Deneyin sonucunu açıklamadan önce deneklerden önemli bir isimden bahsetmek gerekli; bu isim 35. ABD Başkanı John F. Kennedy.

 

 

Gelelim 75 yıl süren ve “Mutlu Bir Yaşamın Sırrını” arayan bu deneyin sonuçlarına. “The Grant Study” deneyini 35 yıldan fazla süre yöneten George Vaillant, 2012 yılında bu deneyin sonuçlarını paylaştığı Triumphs of Experience: The Men of the Harvard Grant Study adlı bir kitap yayınlar. Bu kitapta, “The Grant Study” deneyinin sonuçları kısa özetle şu şekildedir:

 

Deneklerin çocukluk çağında anneleri ile olan iyi ilişkisi, yetişkinliklerinde çok büyük etkiler bıraktığı yönünde

 

 

  • Çocukluk çağında anneleri ile sıcak ilişkileri olan denekler yaşamları boyunca anneleri ile sıcak ilişkileri olmayan deneklere göre yılda ortalama $87,000 daha fazla kazandılar.
  • Anneleri ile iyi ilişkileri olmayan denekler yaşlanınca daha çok bunama ile karşı karşıya kaldılar.
  • Deneklerin anneleri ile gençlik yıllarındaki ilişkileri, ilerleyen profesyonel yaşamlarında babaları ile ilişkilerinden çok daha fazla işlerine etki etti.
  • Denekler 75 yaşına geldiklerinde, çocukluk yıllarındaki anne ile sıcak ilişkilerinin “hayattan memnuniyet/tatmin” duygusuna belirgin bir etkisi olmadığı gözlendi.

 

Çocukluk çağında babaları ile iyi ilişkisi olan denekler

 

  • Hayatta daha az korku ve kaygı yaşadılar.
  • Tatillerden çok daha fazla zevk aldılar.
  • 75 yaşlarına geldiklerinde “hayattan memnuniyet/tatmin” oranları daha yüksekti.

 

 

Ana Sonuç: “Hayattan memnuniyet” ve mutluluk duygularını oluşturan en önemli etkenin hayat boyunca yaşanan iyi ilişkiler olduğu gözlemlendi.

 

 

Araştırmayı yürüten Valliant, 75 yıl süren ve hâlâ devam eden “The Grant Study” deneyinin sonucunu, yani “Mutlu Bir Yaşamın Sırrı Nedir?” sorusunun cevabını şu şekilde özetledi:

 

 

“Happiness is love. Full stop.” yani “Mutluluk aşktır. Nokta.”

 

 

 

Ahmet, K. (2014, 17 Temmuz). Dünyanın En Uzun Deneyi: 724 İnsan, 75 Yıl & Tek Bir Soru. Listelist. Erişim adresi: https://listelist.com/dunyanin-en-uzun-deneyi/

 

 

 

Değerli anne ve babalar araştırma sonucunda da okuduğumuz üzere, hayattaki memnuniyet ve mutluluk duygusunu oluşturan en temel öğenin sosyal ilişkilerimizin iyi oluşundan geçtiğini görüyoruz. Çocuklarımıza sadece akademik başarının ileride onlara mutluluk getirmeyeceğini ve hayat başarıları adına iyi ilişkiler kurmaları gerektiğini öğütleyebilmeliyiz. ‘’Hayatta neyi ararsanız onu bulursunuz. Enerjinizi nereye koyarsanız, hayat orada daha gelişir’’ (Prof.Dr.Acar Baltaş)

 

 

 

 

Günümüzde Çocuklarımızın Özgüveni Tavan Özsaygısı Taban

 

 

Günlük hayatlarında keramati kendinden menkul, olağan üstülükleri, üstün yetenekleri olduğunu düşünen tevazudan hiç nasibini almamış onlarca insan bulunmaktadır. Elbette çocuklarımız sonu hüsran olsa da başarısızlığı tadıp ondan bir anlam çıkarabilmelidir. Başarısız olmadan hayatta tatmin ve doyum duygularını yaşamak mümkün değil. Bırakın çocuklarımız potansiyelini hayata yansıtırken yanılsın, düşsün, kalksın yanlışları ve başarısızlıklarıyla mutsuz olurken değerleri anlayabilsin. Hiçbir çocuk başarısız olduğu için ailesi tarafından dışlanılmış duygusunu yaşamamalı aksi halde asıl problem o noktada başlar. Çünkü çocuk üstesinden gelebileceği işleri dahi başarısız olmuş ve sonucunda dışlanılmış duygusu ile yapamayabilir. Bu sebeple çocuklarımız başarısızlık duygusunu tatmalı fakat başarısızlığın başarıya giden yolda bir basamak olduğunu bilmeli. Bu olguyu çocuklarımıza en iyi kavratabilecek kişiler siz değerli anne ve babalar olmalıdır.

 

 

Bir sonraki beyaz sayfada buluşma dileğiyle sağlıklı kalınız…

  Yazar: Psikolojik Danışman Seçkin Uğur Demirci