22.12.2020

Okur Olmaya Dair

Okur ve gerçek okur… Dilimize yabancı olmayan bu iki sözcük aynı anlama mı geliyor yoksa farklı kulvarda yarışan iki ayrı sözcük mü?  Kimler okur, kimler gerçek okur? John Lubbock’un dediği gibi: “Kitap seçimi, tıpkı arkadaş seçimi gibi ciddi bir iştir.” Bu cümleden de anlaşılacağı üzere öyle aleladede seçilmiş kitapları okumak, okumak sayılmıyor; üzerinde durup ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir konu.

Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım,  diyen Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk okumaya bu kadar önem verirken yapılan araştırmalar sonucu istatistik verilere göre Türkiye’de insanlar günde sadece 1 dakikasını kitap okumaya ayırırken, televizyon izlemeye 6 saatini, internete ise 3 saatini ayırıyor. Türkiye, okuma alışkanlığında da dünyada 86. sırada yer alıyor. 

TÜİK’in 2020 verilerine göre (25 yaş üstünde) Türkiye’nin yüzde 95,5’i okuryazar görünürken, yüzde 4,5’i ise okuma yazma bilmiyor. Bu oranlarla karşılaştıracak olursak Türkiye’nin okuma alışkanlığında dünyada 86.sırada olması abes bir durum.

 

 

 

Okuryazar verilerinden bahsettikten sonra okur ve gerçek okur kavramını tekrar değerlendirmek gerek. Türkiye’de bunca okuryazar varken gerçek okur bulabilmek güç durum. Ünlü Alman edebiyatçı Wolfgang Van Goethe okumayı öğrenmenin sanatların en gücü olduğunu, hayatının seksen yılını bu işe vermiş olsa da yine de kendinden memnun olmadığını söylemiş ve işte gerçek okur olma konusuna noktayı koymuş böylelikle. Okumayı yazmayı öğrenmek, liseyi veya üniversiteyi bitirmenin insanı gerçek okur yapmadığı aşikâr o halde. Gerçek okur olabilmenin bir süresi bir okulu yok. İnsan okumaya gerçekten vaktini ayırıp kendini okumakla bütünleştiğinde okumak eylemi gerçekliği buluyor. Zira öyle olmasaydı Montesquieu: “Sen şimdi bunları birkaç saat içinde okuyacaksın fakat inan bana ben bu işi yapabilmek için saçlarım ağarıncaya kadar çalıştım.” cümlesini kurmazdı.

 

 

 

Okur olmayı yazarlığın üstünde tuttuğu için yazacakları kitap sanki kutsal bir metinmiş̧ gibi önceden kafasında beliren ve bunu sadece kâğıda döken yazarlardan biri olmayan Arjantinli deneme ustası, çevirmen ve roman yazarı Alberto Manguel, okur olmanın önemini vurguluyor. Okur olmak yazarlığın bile üstünde tutulurken gerçek okuryazar olmak için uğraşı vermek gerekiyor. Okunulan kitabı içselleştirmek, üzerinde uzun uzun düşünmek ve yaşamla bağdaştırmak sonucunda gerçek bir okur olma yoluna adım atmış olacaksınız. Boşuna yazılmıyor hiçbir kitap, okumak için birleşiyor cümleler. Sahte bir okur olmak mı yoksa gerçek bir okur olmak mı? Tarafınızı siz seçin.

 

Hülya Yılmaz